Vişnap

Beş Parasız Blog'un Güzel Mimi...

49
 Merhabalar.
Çok sevgili besparasiz bloğunun sahibi Ayşegül'ün güzel mimini cevaplamak için az önce geçtim bilgisayarın başına.
                   Konusu:Eski oyuncaklarınızı paylaşırmısınız?
Sevgili Ayşegül canımm öncesi Ayşegül ismini çok sevdiğimi söyleyerek yazıma giriş yapmak istiyorum.Öyle çok severim ki hatta bazen annem,babam neden Ayşegül ismini koymadılar bana diye de iç geçiririm.Velhasıl şekerim böyle işte içimden geldi söyledim.Hatta ben de Ayşegül isminin çok derin hatırası da var.!! 

Mimin beni taaa aldı minicik kız çocuğu olduğum günlere götürdü.Ahh ahh o ne kıymetli oyuncaktı öyle çok sevmiş sevinmiştim ki.Babaannem gelirken getirmişti.O zamanlar babaannemi severdim.Büyüdükçe aklım erdikçe sevmemelere başladım.Sonraları hiç sevmedim sevdiğim günlerime de çok acıdım.
İşte hikaye başlıyor.Eskiden topraktan yapılma küçük su testileri vardı içine su doldurunca emzik kısmına ağzını dayadın mı düdük gibi ses çıkarırdı.Sanırım yanlış hatırlamıyorumdur.Üzerinden çok uzun yıllar geçti.Ama kırmızı rengi ve üzerinde ki minik çiçek desenleri hala aklımdadır:)Tıpkı aşağıda ki görselde ki gibiydi düdüklü su testim,tek farkı renkleri:)
Günlerden bir gündü o gün babaannem bize yatıya gelmişti gelirken de düdüklü su testisi getirmişti bana.Demiştim bunu yukarıda bak yine tekrarlamışım hay Allah'ım ya:)Nasıl sevinmiştim havalara uçmuştum.İçine su doldurup habire kuş gibi sesler çıksın diye öttürüp duruyordum bıkmamacasına.

Neyse gece oldu akşam yemekleri yendi.Çaya karşı komşuya gidildi mevsim de yaz,bahçelerin keyfi çiçeklerin miss kokuları ile çıkıyor.Ya gece çıkan ateş böceklerinin ışıkları.Az koşmazdık peşinden yakalayıpta elimizde ki kavanoza atmak için ateş böceklerini.

Birden komşulara,komşuların çocuklarına su testimi göstermek için şimşek gibi fırladım yerimden.Koşaraktan karşı sırada bayırın inişinde ki evimize doğru koşmamla tam da bizim bahçe kapısına gelmiştim,ben bir düşmemle n'olduğunu anlamadım ki elim bileğimden kesilmiş kanıyordu.Bahçe kapısı tahtadan muhtemelen babam tarafından yapılmış bir kapıydı.Hah işte o kapıda ki kocaman paslı çivi yırtmıştı el bileğimi.

Ağlamaya başladım zırlamalarıma bütün millet bizim eve  üşüşmüşlerdi ne var neler oldu diye.Annem beni bir gördü feryat figan gitti kızın kolu diye ağlıyor.Ben zaten zır zır zırlıyorum.Babam beni kaptığı gibi kucağına çıkardı,doğru hastaneye,tam 6 dikiş attılardı bileğime.

O yaz mevsimini ve düdüklü su testilerini hiç unutmam.Düdüklü testileri hala çok severim.Şimdiler de pek göremesem de,görsem vallahi alırım bir tane koyarım evimin en çok kullandığım köşesine:)Haa bu arada bileğimde ki dikiş izleri hala çok belirgin şekilde duruyor tek farkla ben büyüdükçe çıktı çıktı yukarılara doğru dirseğimin iç kısmında  son noktayı koydu oraya yerleşti memnun mesut duruyor.Eskiden yara dikişlerini doktorlarımız pek kaba mı dikiyorlardı ne ?:)

İşte sevgili Ayşegül'üm çocukluğunda ki unutamadığın oyuncak dedin.Bende sana destan yazdım.Beni geçmişe götürdün canım sevgilerimle.

Tüm İslam Aleminin Mevlüt Kandili Kutlu Olsun..