Vişnap

İyiki Yaz Gelmiş ....





Yani diyeceğim şu ki iyi ki yaz geldi,iyi ki güneşi gördünüz.Ve iyi ki sit alanı içindeyiz.Yok yoksa düşünemiyorum halimizin vehametini:( 

Bu ne arkadaş herkesler  olmuş inşaatcı sağdan matkap sesleri garrrcc gaarrccc ,soldan şarjlı tornavida sesleri bızzzttt bızzttt sesi bizden  geleni.

Diğer seslerin yanında pek bir masum hatta kalkıp sevesim bile geldi şarjlı tornavidamızı:)) Bir hummalı çalışmalar içindeler ki koskoca kış kıyamette nasıl sabır ettiler durabildiler bir çivi bile çakmadan?:))

Bu kadar  söylenmemin sebepi hadi bu sabah bahar kokuları içinde  çiçekler,böcekler,kuş cıvıltıları arasında terasta denize nazır yapalım kahvaltımızı diye masamızı terasa hazırladık .Bir minik bardağa da komşu bahçeden koparttığım minik leylak çiçeğimi de koydum .Getirdim masanın ortasına itina ile  yerleştirdim bardak küçük gelince biraz denge sorunu yaşattı bana olsun yılmadım yinede:))

Çayımızda demlendi .Bayat ekmeklerimizi de nar gibi kızarttık tereyağlarını sürüp reçellere  bulanıp bulanıp yemelerinin yüksek hayalleri ile  geçtik masanın başına .Daha  ikinci bardakta başladı senfoni orkestrası gibi sesler:(( Dört bir yandan sardı kulaklarımızı :(

Biri bitiyor tam oh derken  ötekisi başlıyor :(Hah bu arada bir eksik arkadaki kocaman alandaki otları biçmelere  başlamazlar mı?Bir yandan da onun sesi birde o otlar kesilip biçildikçe  kokuları nasıl çiğ çiğ pis  kokuyor ki.

Çare yok deyip zar zor kahvaltımızı yaptık.Keyif  kahvelerimizi de içeride kapalı kapılar ve camlar arasında yudumladık :))Adeletin bu mu dünya?:))Allahım elektrikler kesilse de akşama kadar gelmese diye dua edesim geliyor:)

Yazacağım Be Usta...

Önceleri çok ağladım.
Ağladıkça baktım ki arınmışım.
Arınmışım tüm kederlerden be usta.
Yanmaksa kaderimiz yanarız dedim,
Dedim de.
Yandıklarımın beş para etmez olduğunu 
Çok geç anladım...
Ama sonunda anladım be usta.
Çıkmaz sokaklarda sabahlamıyacağım artık.
Ayaz geceleri bıraktım. 
Çıkarsız sevdalara yelken açtım.
Hamdım piştim be usta.
Küf kokulu anıların sandığını, 
İnsan sandıklarımı,
Tüm yalnış sanılarımı,
Merhametimin yerine,
O’nun affına bıraktım
Bıktım be usta.
Hani en güzel mavi?
Hani nerede mutluluk?
Gören bilen var mı?
Var mı be usta?
Anladım sustukça susturuyorlar.
Anladım sen ağladıkça ağlatıyorlar.
Anladım ki bu hayat bize göre değilmiş be usta.
Anladım yazacağım çok şey var.
Yazacağım be usta.
                                                                   Mürüvvet  Söylemez.

                                                                                


Lekesiz Zamanlar...

Biz eskiden,
Neşeli şarkılar söylerdik evimizin odaların da.
Sobanın etrafını sarmış,
Bir bardak tavşan kanı çayla.
Dalardık radyo tiyatroların da başka dünyalara.
Pembe pembeydi yanaklarımız hayata o zamanlar da.
Kaybetmemişti gözlerimiz masumiyetini sokaklarda daha.
Bir tabak kuru fasulyenin yanına,
Biraz bulgur pilavı.
Babamın kocaman yumruk darbesiyle kırılıp.
Acısını salmış kocaman bir kuru soğan.
Belki bir de çoban salata.
Ve bolca sevgi bulunurdu masamızda.
Kardeşimle benim
Kendimize ait bir odamız olmasa da
Çocuk saflığı kadar  güzeldi sabahlar.
Koşarken okul yolunda.
Üstelik daha dün kollarındaydık annemizin.
Bir simit,bir gazoz sevincini toplardık ders aralarında.
Bir yandan koştururken okul bahçesindeki çamların altında.
Yeşildik biz de en az onlar kadar.
Kaplamamıştı yüreğimizi beton duvarlar.
Sanırdık ki
Hep iyiler kazanır
Aşkı,hep iyiler bulurdu.
Yılmadıkça ve inatla durdukça karşısında kötülerin.
Filmlerde anlatılan masalların büyüsüne kapılmış.
O zamandan beri
Defalarca çaldı kapımı aşk.
Defalarca açtım duraksamadan.
Ve şimdi sorgu sual etmeden,
Yine giriyor kanıma.
Girme
Vuracaksan eğer bir daha!
Lekesiz zamanlardaki çocuğun aşka inanan deli yüreği,
Hâlâ çarpıyor bende…İNCİTME ..


                                                                                         Atilla Güler.....




11 No lu Kötü Komşu....





Adamın içi kararmış .Acaba içinin fesatlığının dışa vurumu mu bu yüzdeki karanlıklar?Bir gördüm nevrim döndü derler ya aynen  onu yaşadım. Aman beni görmesin deyip camı kendime siper yaptım.Usulca eğilip bakıyorum ,deli neler yapıyor diye.Beni görsün de istemiyorum o yüzden de aklım çıkıyor.

Selam verecek laf söyleyecek dayanamayacağım kapışacağım uymakta istemiyorum.Hele verilen selamı almamak hiç olmaz  :(Her mahallede vardır böyle çıban başları sevilmezler sayılmazlar hah işte öylesi de gelmiş tam  karşı evimizden bize en yakın komşu konumunda belirlemiş yerini :(

Gül gibi karısı pırlanta gibiydi ailesi .İnsan belli bir yaştan sonra ailesinden  zor ayrılır çok cana tak etmedikçe .Demek ki ne kadar tak ettirdin canlarına ki bıktılar ve seni yapa yalnız ,bir başına bırakıverdiler.Vallahi böyle  olaylarda oh çekilmez ama  benim oh çekesim geliyor .Geliyor işte napim,duygularıma hakim  olamıyorum ki.

Ne  istedin benim orada direğin dibinde duran  çöp bidonumdan ?Orası sana  mı ait ki kaldırıp attın  bidonu .Yine de sesimizi çıkartmadık ama  bundan sonra yok senle  komşuluk yapmak istemiyorum,Selamını,sabahını da istemiyorum.Allah'tan senenin  bir kaç zamanları gelip gece kalmadan  defolup gidiyorsun ait olduğun yalnızlığına .

Görmek istemiyor seni gözlerim.Duymak istemiyor kulaklarım sesini.Kalbime sordum o da hayır dedi ve öyle aldım konuşmama kararımı.

Bir Gece Masalı...



Biz yalnızlıkların gece bekçisi
Yaşarız şarkıların hüzzamında
Poyraz esse kırsa da dalımızı 
Gülümseriz biz Segah makamında.

Tambur hüzzam kanun başka havada 
Biz mi kaldık bu gece tek burada 
Ney in derdi de bir başka kendince 
Gülümseriz biz Uşşak makamında.

At şu kadehleri yere be saki 
Meylerden bir tat alınmıyor sanki 
Kalacak bir gün bu dizeler baki 
Gülümseriz nihavent makamında.

Geç kalmışız geç vardık ki farkına 
Bir ömür’ü heba ettik boşuna 
Gelmek yoksa son seferden geriye 
Gülümseriz buselik makamında.

Sözler tükendi, ay suskun bu gece
Şarkılar bitse tükense bu gece 
Kalsa da son dakikamız bu gece 
Gülümseriz yine Rast makamında. 

                                                                            Sacide Yaylaz @ Mustafa Eren 


Ben Seni Sevdim mi ?





Ben Seni Sevdim mi?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne

Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim boz bulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?

                                                           Ümit Yaşar Oğuzcan....

Leylaklar açtı ...Yine can acısı...

Bu yılda leylakların açma vakti zamanı geldi.Çok severim koklamasını dalında seyretmesini.Benimde leylak ağacım vardı bir zamanlar .Canımın özü dikmişti .Gözüm gibi bakar kollardım.Suyunu verirdim .Sever okşardım yapraklarını ,gövdesini,Sanki can özümü sever gibi olurdum .

Kendi elleri ile dikmişti benim için canı için ben mutlu olayım diye.Beni bırakıp bu dünyanın acımasızlığı içinde giderken,bana senden kalan canlı hatırandı.Gel gör kollayamadım,koruyamadım acımasız ellerin zulmünden :( Kökünden söküp attılar  leylak ağacımı can özüm, annem:(

İşte  bundandır her leylak zamanı canımın acımaları :( Şimdi komşu bahçelerde seyredip kokluyorum leylakları... Dünyanın acımasızlığını ilk sen  öğretmiştin zaten bana can özüm ...Umarım oralar sakindir,huzurla uyu sen annem...

Gezmeler....






Gün güzel,güneş güzel olunca bugün bende kıpır kıpırdım .Dün geceden arkadaşla kararımızı verdik gezeceğiz ,turlayacağız sahil boyunca yürüyeceğiz.Karar verildi gece yatıldı uyundu uyanıldı.Mini bir kahvaltı evde,maksat çabucak dışarı çıkmak.

Dışarılar bir kalabalık bir kalabalık semt dışından bu taraflara gelenler  ,semt pazarının kurulma günü,yeni bir büyük market açılışı filan hepsi aynı güne denk gelince adım atmak neredeyse imkansız.Hele arabalardan karşıdan karşıya geçmek araba sürücülerinin insafına kalmış bir şey.

Ki o sürücüler nasıl aldılarsa o ehliyetlerini yaya geçidinde hakkım olan geçiş üstünlüğünü kaptırmamak adına yavaşlayacağı yerde gaza basmaları filan ne kadar ayıp ne kadar görgüsüzlük .Kınıyorum o tür saygısız sürücüleri:((

Neyse arkadaşla önce bir pazara uğradık baktık değişik bir şey yok.Vakit kaybetmeden pazarın dışına çıktık .Tam o büyük meydanda sıralı sokak köftecileri dizi dizi.Nasıl güzel kokuyor  köfteleri,miss miss Allahtan karnımız tok.Karar aldık haftaya cumartesi aç karına gelip köfte  yemesekte ki aklım tükürük köftelerinde ama muhakkak tavuk ızgara yiyeceğiz.

Sahiller cıvıl cıvıl banklarda oturanlar seyyar satıcılar tam bir curcuna.Yaz gibisi varmı dedirtiyor havanın güzelliği.Çoluğunu çocuğunu alan bizim gibi kendilerini atmışlar dışarılara.Konuşaraktan sohbet ederekten sahili yarıladık bile.

Tam yeni açılan büyük marketin önüne geldik .Baktım koca bir tavuk dönerini takmışlar  arkasında upuzun bir kuyruk .Bu ne böyle?Meğer ilk gün açılış şerefine  gelene gidene promosyon bedava döner ekmek ikramı var:)

Buralarda böyle büyük marketlerin açılmasını her zaman destekliyorum .Hiç olmazsa diğer  pahalı satan marketlerde kendilerine gelirlerde uçuk olan fiyatlarını aşağılara çekerler .Rekabet güzeldir.Nedeni yaşadığım semt o kadar pahalı ki sanırsınız Paris.Ne özelliği varsa her yere uzaktayız ya Ondan biliyorlar onlardan alışveriş yapmaya mecburuz.

Bundan böyle uçurunda görelim fiyatları,oh olsun sizlere dedik bizde bir iki bir şeyler alalım diye girdik marketten içeri.Alacaklarımızı aldık.Ayyy o ne kuyruk kasalarda sanki bedava veriyorlar ürünleri:)Arkadaşa ben asla bu kuyrukta beklemem aldıklarımı geri bırakıyorum ,O da ben de asla beklemem deyip bırakıverdik elimizdekileri ama olduğumuz yere değil aldıklarımızı aldığımız yerlere götürdük iade ettik .

Sevmem orada burada bırakmayı.Bazılarımız da oldukları yere geri bırakıyorlar aldıklarını ayıp vallahi. Müziğin sesini de bir açmışlar kafamı şişirdiler fena çok fena bu kadar müzik açınca noluyor ki insan ne alacağını şaşırıyor .

Hadi gel deniz kenarında banklarda biraz oturalım, dinlenelim tekrardan yürüyüşe devam dedik.Şaka bir yana az değil ki yürüdüğümüz yol.Birde kıştan yeni çıkıyoruz bedenler ham idmansız bu bile yetti canımıza ama bir kere  inat ettik yürüyeceğiz diye.Yaklaşık 6 veya 7 km  vardır varacağımız yer toplamı.

Yollarda renk renk laleler,erguvan ağaçları muhteşemdi görünüm.Sonunda gideceğimiz olan cafeye vardık öyle yorulmuşuz ki garsona dedim deniz kenarında yer boşaldımı hemen bizi oraya transfer ederseniz sizlere helalinden simitler alacağım dedim gülüştük eğlendik.Ama oturanlar bir oturmuşlar kalkacakları yok ki:(

Bizim gözler hep orada oturanların üzerindeydi ki aaa bir masa kalkıyor  hop zıpla arkadaşa dedim bir  hamlede kaptık denizin kenarındaki masayı oh keyfini çıkarmalı şimdi deyip demli çaylarımızı keyifle yudumlamaya başladık.Gözler karşı sahillerde denizin üzerindeki martılarda.

Ya gelen geçen gemiler,şilepler,ya İstanbul ile  özdeşleştirdiğim vapurlara ne demeli seyretmelerine doyum olmuyor.Baktık karnımız açıkmış ne yesek dedim hep hamburger  tost yiyoruz bugün değişik yiyelim deyip birer adana kebap ve tavuk şiş söyledik .Bir de  ortaya salata .

Oyy çabuk getirselerde yesek açık hava deniz  nasıl iştah açıyor sanki benim çok ihtiyacım varmış gibi .Olsun ekmeğimi çavdar olarak tercih ettim kâr kârdır değil mi ama yeaa?:)))Ahh haa haaa  o ne  o kim birden  irkiliyorum dizlerime zıplayan bu varlıkta ne, neyin nesi diye minicik çığlık attım boş bulununca korkuyor  insan öyle demeyin ne var yani.

Nereden bilebilirdim ki Kibar Feyzom'un beni görüpte soluğu dizlerimde alacağını .O bir kedi sonuçta ben geldim vişnapım diyecek hali yok ya:)) Kedimle aramızda çok kuvvetli bir  sevgi var  böyle sarılıp mıncıklayasım geliyor .Hatta dayanamayıp bir gün kaptığım gibi eve getireceğim.

Öyle zor tutuyorum ki kendimi. Ahhh o kılları,tüylerinden frenliyorum kendimi .Haspam geçen gittiğimde aldığım kuru mamayı beğenmemiş yememiş .Verdim biraz  bir tekini yedi kaldırdı o güzel minnoş kafasını yüzüme bakıyor  yemeyecekmiş oyy ben sana kıyabilirmiyim hiç deyip doğru pet shopa gidip sevdiği  kuru mamadan aldım.

Nasıl severek büyük iştahla yiyor.Kedi deyip geçmemeli onlarında ağız tadı var .Birde sucuk ve kaşar peynirleri ile  ziyafetini zenginleştiriyorum ki beni sevmezmi bayılıyor bana .Ben nereye  o da arkamdan koşarak geliyor.Çok kötü aklımı çeliyorsun seni seni canımm canımmm  kedim benim.

Haydi arkadaşım birer kahve içip artık eve dönelim mi dedim okey denince birer  damla sakızlı Türk kahvelerimizi sipariş ettik. Bekliyoruz.Bu ara bugün bir  çenem düşük neredeyse herkeslere laf atıp konuşasım var. Yan masaya bir iki laf atıp başladım mı sohbete  arkadaşım bana aman ya sende üfff üfflememelere başlayınca kısa kestim konuşmaları .

Neden  dedim nedeni kanı ısınmamış.Üffff  sanki arkadaşmı edineceksin kendine  ,bir daha ne zaman göreceksinki?Bu ne böyle ne kadar uzatmışım yazımı bugün .Vallahi ben dedim bugün çok konuşmalar yazmalar  ihtiyacları içinde  olduğumu, nasılda belli oluyor:)

Neyse  bugünlük bu kadar yetsin .Zaten sonrasında eve gittik akşam yemeği için yemeği ocağa koydum pişe duruyor .Ne mi pişiyor?Karalahana sarması.

 Sevgiler...

Kibar Feyzo'm da aşağıdaki karede:))






Arkadaşın yüreğindeyse,aradaki mesafeler nedir ki?

Canım Pisikam.Dün akşama kadar  telefonunu bekledim bir tanem.Ha geldi ha gelecek ümidiyle.Gün bitti hava karardı.Benim de  ümidim  gün ışığında kaldı Anladım ki muhakkak fırsat bulamamışsındır.Olsun be kuzum bir önceki gece tesadüfü olan rastlaşmamızla nasılsa hasretimizi giderdik canım Pisikam .

Bir gün seninle  olan vişnap kardeşliğimizin doğuşunu yazmak istiyorum burada.Kısmet olur inşallahta yazabilirim hatta taa  o günlerden  başlayıpta yazayım isterim.Ne güzel arkadaşlardık ne samimi,içten birbirimize  bağlı dostlardık bir zamanlar bir aradaydık,hep beraberdik.

Bugün yine aynı duygular içinde  olsakta  her birimiz bir yerlere  savrulduk. Bizler istemedik ki böyle olmasını sebep olanlar  utansınlar:(Öksüz bir  kedi yavrusu gibi bizleri kapı önüne koyanı buradan ayrıyeten de kınıyorum.O kadar  kurulan bağları arkadaşlıkları görmemezden geleni evet kınıyorum ben kendi adıma:(

Pisikam  burdan sana hoşçakal diyorum.Bir daha ki görüşmemize kadar hayat sana hep gülsün .Ömrünün sonuna kadar hep mutlu ve sağlıklı ol canım arkadaşım.Seni Seviyorum..
Canım Pisikam sende benim gibi ,ben de senin gibi Ümit Yaşar Oğuzcan'ı ve şiirlerini çok severdik,Deniz'i de çok severdik.O vapurları ve de çaya eşlik eden simitleri de az konuşmazdık.Bilmem bugünlük bu kadar olsa deyipte,bir şiirle veda etsek güne.....
ACILAR DENİZİ 
Ben acılar denizinde boğulmuşum

İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...

                                         ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN...

Yassı Kadayıf Tatlısı....

Yassı kadayıf tatlısını bu ikinci alışım ve  pişirişim .Her  pişirmede neden  bunu bu tatlıyı daha sık pişirmiyorum ki ne güzel oluyor derim.Hem kolay hem pratik hem hemilerim uzar gider ardım sıra.)

Yeriz biter tatlı unuturuz seneler geçer üzerinden  Diyorum ya  ömrü hayatımda bu ya ikinci ya da sanırım üçüncü pişirişim.Oysa çokta seviliyor ailemizde.Geçen gittiğim Üsküdar'dan dönüşüm sırasında aldım yassı kadayıflarımı.Diyeceksiniz ki neden hep Üsküdar Üsküdar? Bana en yakın orası da ondan .

Oturduğum yerde pek güvenemiyorum esnaflara pek hareketlilik olmadığı için her an bayat bir gıda maddesini size tazeymiş gibi verirler .Eve döndüğünüzde farkedersiniz ne aldığınızı bayat olduğunu:) 

Beni sevgili esnaflarım duymasınlar ya kendilerine çeki düzen verirler ya da daha beter ederler beni ki ikinci şıkkım daha geçerli:))

Bugünlük sohbetim bu kadarlık yetsin korkarım karşımdakini bıktırmaktan. Geçelim mi tarife?Demeyin nesini tarif edeceksin bu kadar kolay tatlının.Öyle demeyin vallahi mutfak konusunda iki yumurta kırmasını bilmeyenleri bilir tanırım.Onlarda bilsinler,yapsınlar kolay tariflerden. Mutfağa ısınsınlar değil mi?
Malzemeleri:
Yarım kilo yassı kadayıf
Fındık,ceviz,kaymak
İki yumurta
Fındık yağı
Şerbeti için:
Dört su bardağı toz şeker
Üç buçuk su bardağı su
Bir yuvarlak dilim limon kalınca

Tarifi:
Tencereye toz şeker ve suyu koyarak önce şerbetimizi hazırlayalım.Şeker eriyince limon dilimimizi de içine atalım kısık ateşte on dakika kaynatalım şerbetimizi.Bir kenara çekerek iyice soğumasını bekleyelim.

Diğer tarafta yumurtalarımızı derin bir kapta iyice çırpalım.Tavaya  bol fındık yağımızı koyup güzelce kızdıralım.Yassı kadayıflarımızı yumurtaya bulayalım önlü arkalı çevire çevire her tarafları ile temas etsin yumurtalar.

Ve kızmış olan yağımıza  usulca atıp  kızartalım .Kızaran yassı kadayıflarımızı hemen tavadan süzdürerek aldıktan sonra soğutulmuş şerbetimize atalım  Şerbetin içinde  bekletelim servis zamanına kadar  iyice çeksinler şerbetlerini. Servis zamanı servis tabağına alıp ister dilimleyerek istersek  bütün olarak bırakarak servis edelim.

Az daha unutuyordum ceviz,fındık,fıstık ,kaymak evde ne varsa  üzerlerine dökelim.Hepsi çok yakışıyor.Her zaman kaymak olan evde bu sefer kaymak yoktu ne aksi :(Bizde  bol fındık kırığı dökerek yedik tatlımızı.
Afiyetler olsun....

Not: Derler ki yassı kadayıflarının kenarlarını kesip öyle hazırlayın sert olmasın diye.Ben hiç denemedim o şekil çünkü kıtırlığını da seviyoruz bizler...

Köz Patlıcanlı Börek....

Malzemeleri:
Dört tane yufka
Üç tane kemer patlıcan
Bir su bardağı kaşar peynir rendesi
Kırmızı pul biber
Bir  su bardağı süt
Bir su bardağı fındık yağı
İki yumurta birinin sarısı üzerine
Çörek otu,susam,haşhaş tohumu 

Tarifi:
Patlıcanlarımızı yıkayıp köz matikte közleyelim.Yoksa közmatik ocak üstünde veya ateş olan her hangi bir sıcaklıkta da közleyebiliriz.Soyup minik minik doğrayalım patlıcanlarımızı.Kaşar peynir rendesi,tuz,pul biberi,patlıcanı bir karıştırma kabında karıştıralım.

Diğer bir kapta da süt,yumurta ve fındık yağını güzelce çırpalım.Yağlanmış fırın tepsisine  bir yufkayı düz olarak yayalım.Üzerini bol sütlü yağlı karışımımızla yağlayalım.Diğer yufkayı da büzüştürerek ilk yufkanın üzerine serelim  ve onunda üstünü sütlü yağlı karışımla bol yağlayalım.


 Yufkaların tam yarısında köz patlıcanlı,peynirli iç malzememizi yufkamızın üzerine eşit olarak yayalım .Kalan yufkalarımızı da aynı şekilde  döşeyelim.Yufkalarımız bitene kadar üst üste yağlayıp sütleyip döşediğimiz böreğimizi bitince döşeme işimiz üzerine yumurta sarısı sürüp çörek otu,susam ,haşhaş tohumu neyi arzu ederseniz,ya da hepsini birden bol miktarda serpelim .


180 derecede ısınmış sıcak fırına atalım kızarınca servis tabağına dilimleyip servis edelim.Sıcacıkken ,soğumasına izin fırsat vermeden yiyelim derim.


Afiyet olsun ...














İşkembe Mezesi...


Merhabalar Sevgili Arkadaşlarım.

Ne zamandır aklımdaydı işkembeden meze yapmak .Hatta geçmişte bir gün nereden bilebilirdim daha güzel  ve yağ oranı az olur diye koyun işkembesini alıp yapayım diye düşünmüştüm.Ve günlerden bir gün Üsküdar'a gittiğimde bir koyun işkembesini aldım eve geldim.

Ertesi günü büyük hevesle kendimi mutfağa attım, nasıl heyecanlıyım ilk deneyeceğim ya sonucunu merak ediyorum delicesine.Düdüklüye yıkayıp defalarca hatta öyle yıkamak ki hani derler ya cılkını çıkarttın diye,aynen öyle yıkayıp düdüklüye attım işkembeyi.

Hani geç pişerse diyede yarım saate ayarladım alarmını düdüklünün.Süre bitimi sonunda bekledim buharı iyicene  çıksın diye o beklediğimiz sürede de pişmeye devam ettiğini unuttuydum bir an:) 

Tencerenin kapağını açtım ki aman Allah'ım nazik,nazenin  koyunumuzun işkembesi erimiş gitmiş:(Tabii hemen ziyan olmasın diye suyuna ekmekler doğrayıp sokak köpeklerimize güzel bir işkembe ziyafeti çektiydim.

İşte büyüklerimiz boşuna dememişler  kime,neye niyet,kime kısmetin güzel bir örneğidir başıma gelen.Afiyetler olsun köpeklerimize:)Kafama koydum ya pes etmek asla yok ben de.Geçen pazar EKS etkinliğine gitmiştim ve dönüşte yine Üsküdar ve yine doğru sakatatçılarda aldım  soluğu.

Bu sefer  dana  işkembesini aldım.Eve doğru yolu tuttum ve dün de doğru mutfağa ve işkembe mezesini hazırlamaya.Sonuç mu ?harika bir meze oldu. Tavsiye ederim,hatta ilk denemelik az yaptığıma üzüldüm.Bir daha Üsküdar gezisinde yine yol göründü sakatatcılara doğru.
Artık malzemeler ve tarife geçelim mi? Kolaylar gele:)
Malzemeleri:
Yarım kilo bütün dana işkembesi
Bir baş sarımsak (8/10 diş)
Bir çay bardağı üzüm sirkesi
Bir  tatlı kaşığı kırmızı pul biber
Yarım tatlı kaşığı tuz
4/5 Su bardağı su
Yarım su bardağı sızma zeytinyağı

Tarifi:
Bütün  işkembeyi ikiye bölüp iyice yıkadıktan sonra bir saate yakın soğuk su da bekletelim.Süre sonunda çıkartıp düdüklü tencereye alalım üzerini geçecek kadar su ilave edelim.Tahmini yarım saat pişirelim.Kendi suyu içinde soğumasına izin verelim.

Tuzunu da bu aşamada ilave edebiliriz.Soğuduktan sonra iri parçalar halinde keselim işkembeyi.Sonrasında bir kasede sızma zeytinyağımızı,dövülmüş sarımsağımızı,kırmızı pul biberimizi ve sirkemizi çırparak mezemizin sosunu hazırlayıp işkembelerimizin üzerine boca edelim.

 Ne kadar  sirkesi ve sarımsağı bol olursa o kadar güzel,nefis oluyor.Kendi damak tadınıza göre sizler ayarlarsınız artık.Ama işkembeyi seviyorsanız mutlaka yapmanızı tavsiye ederim.Muhteşem bir lezzet.
Afiyet olsun.















Bayat Ekmek İsrafına Son "Ekmeğimi Seviyorum."


Bayat ekmek israfına son.

Bizler EKS Yemek Blogları platformu olarak ekmek israfına dur diyoruz.Ülkemizde her sene 44 milyar ekmek üretiliyor ve bu ekmeklerin 4 milyarı ne yazık ki israf ediliyor.Ekmek israfının günlük maliyeti ise tam olarak 2.6 milyon lira.İstanbul Halk Ekmek A.Ş.Edirnekapı İşletme Müdürü Abdullah Arslan'ın TBMM sunduğu yazılı rapora göre;günlük üretilen 120 milyon ekmeğin 12 milyonu çöpe atılıyor.Yani her 10 ekmekten biri israf ediliyor.Ülkemizde her sene  israf edilen ekmeklerle 60 tane hastane,180 tane okul inşa ettirebileceğimizi biliyormuydunuz?

İsraf önlenebilir.

Ekmek israfının önüne geçmek ve bu vesile ile milli servetimizin kaybolmasını engellemek,başta evlerde ev hanımları olmak üzere,okullar,hastaneler,yemekhanesi olan iş yerleri,askeri tesisler gibi bütün toplumumuzun farklı kesimlerinin dikkat etmesi gereken bir konudur.Bu konuda halkımızı ve işletmeleri bilinçlendirme çalışmalarının kesintisiz sürdürülmesi gerekmektedir.

EKS Yemek Blogları Platformu.

EKS Yemek Blogları Platformu üyeleri olarak bizler;Şefimiz Eyüp Kemal Sevinç önderliğinde bu konunun takipçiliğini üstlendik.15/04/ 2012 Pazar günü bu konuyla ilgili başlattığımız çalışmalarımızın bir kısmını EKS Mutfak Akademisi'nde yaptığımız etkinliğimizle gerçekleştirdik.Bu etkinlikle Show Tv Ana Haber Bülteni'ne haber olarak girişimimizi bütün Türkiye ile  paylaştık.Her blog yazarı kendine özel reçetelerini uygulayarak bayat ekmeklerden;mantı,kek,içli köfte,pizza gibi yiyecekler yapılmasının mümkün olduğunu gösterdi.Ülkemizde bu konuda kamuoyunun dikkatini çekmek,bayatlayan ekmeklerin değerlendirilmesi konusunda halkımızı bilinçlendirmek,bayat ekmek  kullanarak geliştirdiğimiz reçetelerimizi paylaşmak;yeni çözüm yolları üretmek ve ekmek israfına yol açan olası sebeplere karşı toplumumuzu uyarmak amacıyla yaptığımız çalışmalar çoğalarak devam edecek.

Ekmek israfının önüne geçerek milli servetimize katkıda bulunmak için herkesin dikkatini bu konuya çekmek istiyoruz.Ekmek israfını önlemek için önce kendi evlerimizde basit önlemler alabilir ve ekmekleri israf etmek yerine;
  • İhtiyacımız dışında alınan,elimizde kalan ekmekleri ihtiyac sahipleri ile paylaşabiliriz.
  • Onları farklı formatlara sokarak farklı menülerde değerlendirebiliriz.
  • Hayvan dostlarımızın da dışarıda aç olduğunu bilerek  onlarla  paylaşabiliriz.
Bizler çevremizi ekmek israfı konusunda duyarlı davranmaya davet ediyoruz..


















Bir Lokma İç Karartısı...

Nedense bu sabah uyandım  geceden  belliydi bir şeylerin eksikliğini duyduğum .Geçer gider uyuyayım uyanayım sabaha bir şeyçiklerim kalmaz desem de  yok bak uyandım hatta sabah çayımı dahi içtim ayılayım diye bir de çabuk çabuk içtim.Aynı ruh hali devam diyor bana.

Akşamdan kalmalar gibiyiz ben ve dağınık ruhum..Çalan telefona dahi canım cevap vermek istemedi vermedim zaten çaldı çaldı sustu .Bana ne  içimi daha da karartacak kişinin şu an  işi yok benle izin veremem şu sıralar vır vırlamasına . Gel gelelim o his  o yalnızmışım  koca dünyanın yükü sırtımda omuzlarımdaymış hissi hiç kaybolmamış ki akşamdan var olan ümidimde  sabahına gitti.

Var olan tek  ümidimdi o benim:(( Bu garip kuş kanatlı gönlümü avutmam lazım.Yoksa acı oluyor intikamı.İnsanlardaki vefasızlığa alışkınım da bazen  çok kötü vuruyor darbesini,üzüyor beni:( Neden niçin diyorum.Hele de  çekememezlikleri neyin çekememezliği,neyi paylaşamamın derdindesiniz?

Vefasızları meydana toplayıp yüzlerine haykırasım geliyor.O beyinsiz beyinlerine birşeyleri zorla da olsa sokasım geliyor...N'olurdu ki ermiş bilge  hayatı ezbere bilen sıcacık dostlarımız olaydı.Yalanı,riyayı hayatlarına sokmamış yarenlerimiz olaydı.

Bir cambaz ipinde beni güvenle tutabilen olsaydı dostum.Hayalini kurmak bile ilaç gibi geliyorsa, kendisini bulsaydım öyle dostun hiç hasta bile olmazdım.  Öyle soğuk karlı bir kış günün de üzerindeki hırkasını benle paylaşan can dostum olsun istiyorum.

Çok şey mi istiyorum ki? Ben de hırkamı paylaşmaya hatta hepten bile vermeye hazırım.Yeter ki o güzel dostlar çalsın yüreğimin kapısını onlar tavaf etsinler yüreğimin her santimini hepsi isteğimin hepsi bu kadarcık  işte.Ne dersin ruhumcuğum erimeye  yüz tutan  bir minicik kırıntım kaldı elimde  o kırıntımı çoğaltabilirmiyim ne dersin? 

Off off bu neyin sıkıntısı yüreğim mutlaka  bir önsezin olmuştur  tedirgincene bekliyoruz sen ve ben olabilecek olumsuzlukları hadi yüreğim ha gayret yeni darbeyi karşılamaya...Ya da  hoş süprizlere merhaba demeye....

Karadutum...

Karadutum, Çatalkaram, Çingenem..

1949'da bir gün Istanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda,davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan bir siir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya basladı:

Karadutum,çatal karam,çingenem
Nar tanem,nur tanem,bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum

Günahımsın,vebalimsin.
Dili mercan,dizi mercan,dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum

Karadutum,çatal karam,çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam,ağlayan narımsın
Kadınım,kısrağım,karımsın.

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.Salonda ki herkes niye ağladığını anlamıştı;tabii herkesten çok,hemen yanı başında ki karısı Eren Eyüboğlu.!


Çünkü şiirde "kadınım,kısrağım,karımsın"dediği kadın,karısı değildi.Bu şiiri 3 yıl önce,bir başka kadın için yazmıştı:


Mari Gerekmezyan."Kara saplı bıçak gibi"Mari,Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti.O dönem askerliğini yapmakta olan şair,ressamın sinesine,"kara saplı bir bıçak gibi"saplanmıştı.


Mari,Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı.Bedri Rahmi bu büstü,Mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı.Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı.Bedri Rahmi,sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.

Yorgun yürek "Karadut",1946'da menenjit tüberküloz oldu.İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı.Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı.Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya basladı. 

Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi'nden Mari Gerekmezyan'ın ölüm haberi geldi.Bedri Rahmi yıkılmıştı.Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğün de kendisini teselli eden, yine eşi Eren olacaktı.



Fındıklı Sütlaç...

Şanslı kullardanız diye bir yandan mutluyum bir yandan da her hafta köyden gelen tek bir ineğe ait olan miss gibi 5 kilo sütü nasıl değerlendirsem derim.Öyle toplama süt değildir bizim sarı kız adlı ineğin sütüdür evimize gelen.Bir hafta yoğurt  bir hafta sütlü tatlılar yaparım.

Kimi de eşim bol bol süt içer.Ben de arada ona uyarım bir iki bardak içeyim derim,eskiden beri çocukluğumdan da bilirim ki hiç sevmemişimdir süt içmeyi.Ayran iç daha güzel.Ha birde bazen bilhassa sütü kestiririm ki lor peynir elde edeyim diye.Ya  o sütün kaymağına ne demeli ne etmeli yarım kiloya yakın kaymak yesen bitmez atsan kıyılmaz yazık denir.

Bazen böreğe kurabiyelere konur.Bu yüzden biz de o kadar  çok sütlaç pişirilir ki,hep gelen süt yüzünden.Aman bozulmasın,aman atılmasın derim.Aşağı yukarı her hafta pişirsem hiç kalmaz hepsi biter.Ben  artık bıkarım sütlaç pişirmeye ev halkı yemelere bıkmaz:)Bir keresin de muhallebi yaptım sürüklendi de sürüklendi aman Allah'ım sütlaca devam deyip bir iki hafta da bir  pişiriyorum.


 Bu sefer bol fındık kırığı koydum içinde de  var zaten.Laf aramızda hep hep sütlac yapmaktan bıktım böyle bir gün tarcınlı bir gün fındıklı,fıstıklı pişiriyorum değişiklik olsun diye:)Hele de keyfim yerindeyse ve de üşenmezsem onları mini güveç kaplarına koyup fırınlıyorum.Sütlacın en nefis,en lezzetli hali fırın sütlaç olduğuna dair hepimiz hem fikir oluruz Oluruz değil mi? Der  ve tarifimize başlayalım derim.
Malzemeleri:
Üç kilo süt
400 gram toz şeker (2 su bardağı )
25O gram pirinç (1su bardağı )
Yarım su bardağı kırık fındık
İki çorba kaşığı  pirinç unu
İsteğe bağlı bir paket vanilya
Tarifi:
Pirinci yıkayıp sütlacı yapacağımız tencereye alalım .Üzerine  üç kilo sütümüzü de ilave edelim.Toz şekerini ve pirinç ununu da koyalım içine.( Nişastanın tadını pek sevmediğimden yerine pirinç ununu tercih ediyorum.) 

Karar sizin.İlk baş karıştıralım ki dibini tutturmayalım .Bir de  pirinç unumuzda eriyip karışsın sütümüze.Bir taşım kaynatalım.Sonrasında ocağın altını en kısığa getirip arada sırada karıştırarak pirinçlerin pişip helmelenmesini bekleyelim.

İnmesine (pişmesine) yakın hem vanilyasını hem de fındık kırığını da ilave edip bir iki taşım kaynadımı altını kapatalım.Yaklaşık birbuçuk saat sonrası sütlacımız pişmiş oluyor.Kaselere kepçeyi yüksekten tutaraktan boşaltalım.Soğuyunca da üzerlerine bol fındık kırığı koyalım.Soğuyunca servise hazırdır.
Afiyet olsun,sevgi ile kalın.


Haydi Abbas....

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Ay'a haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan…

                                                                 Cahit Sıtkı Tarancı....



                 

Ayaz Düşlerimde Üşür Yüreğim....

Acılarım devleşti.!

Aklımı asi bir rüzgâr savurdu

Yüreğim sırlara gebe
Avaz avaz bağırdım duydun mu?
İçimde volkan kaynar gülerken bile
İçin için ağladığımı gördün mü?
























Küskün yüreğim yakamozlara düştü
Bağışla beni
Hasretim usuma düştü
Sessizce sensizliğe bürünürken ruhum 
Adın dilimde tespih oldu
İnlerken yüreğimde sızın
Bir nağme gibi dökülür dudaklarımdan adın
Gizlesem de ayyuka çıkar ahım

Ahhh sevgili nedir senden çektiğim
Kaç geceme giz oldu gözyaşlarım
İstedim ki ruhum alev alsın sevginle
Ayazı tutarım düşlerimde avuçlarım üşür
Kör kuyuda kalır düşlerim yan yana ıssız
Gölgelerim karanlıkta ölür korkusundan
Bu sefer vuslat derken
Yine ayrılık düştü bahtıma sabahı beklerken.
                                                                                  Hayrunisa Şenel