Vişnap

Zeytin Yağlı Yer Elması

Merhabalar.
Zeytinyağlı yemeklerin her türünü çok çok severim.Yer elmasını daha bir ayrı severim.Üzerine bol kuru naneyi serpip yemelerine doyum olmuyor.
Malzemeleri:
Bir kilo yer elması
İki orta boy soğan
iki adet havuç
İki yemek kaşığı pirinç
Yarım su bardağı zeytinyağı
Bir tatlı kaşığı toz şeker
Yarım tatlı kaşığı tuz
Üzeri için bol kuru nane

Tarifi:
Yer elmalarını soyup (sebze soyucu büyük kolaylık) siz istediğiniz şekilde doğrayabilirsiniz.Ben küp küp tercih  ettim bu sefer.Doğradığımız yer elmalarını bol limonlu suya atalım kararmasınlar.Öte yandan  kuşaneye yemeklik doğradığımız soğanları,rendelediğimiz havuçları,yer elmalarını,tuzunu,şekerini,pirinçini,yağını ve üzerini geçecek kadar su ilave edip önce bir taşım harlı ateşte sonrasın da kısık ateşte sebzeler yumuşayana kadar pişirelim.

Bırakalım tenceresinde soğusunlar ve bir yandan da dinlensinler.Sonrasında borcama alalım ve üzerine bol kuru nane ilave edelim.

Not: Müthiş yakışıyor siz o üzerine  dereotu doğrayın lafına itibar  etmeyin derim bir keresinde denedim hiç yakıştıramadım ben .Tabii herkesin damak tadı farklıdır.Sonuçta benim ki bir öneri tercih sizlerin.
Afiyet olsun.

Zor insan.


Zorsun az buz değil çokkk zorsun.Az önce buna bir kere daha kesin emin oldum ve kendime teyitledim.Bundan sonra daha  zorlamayacağım kendimi.Seni zaten olduğun gibi kabul etmiştim .Ben seni hiç değiştirmelere kalkışmadım olduğun gibi sevdim. 

Ama sen var ya sen beni  çok seven el üstünde tutan hatta yeri geldiğin de canından üstün tutan sen beni çok yordun yoruldum ben artık.Seninle huzurlu sevgi dolu yaşamak için yaptığım fedekarlıklardan  inan ki yoruldum yanımda olsan akan gözyaşlarımı görsen inanıyorum ki kahredersin  kendine.

Sonradan affet beni demelerin inan hoşuma gitmiyor.Kırılan kalbim seni affetmiyor ki bir de sana yalan söyleme durumunda kalıyoruım affettim diye:(Azıcık sen de sabırlı olsan bunlara hiç gerek kalmayacak.Biliyorum bundan sonra yemeğimi hazırla geliyorum dediğinde anında hazırlayacağım.

Sen gelene kadar soğumuş mu hııhh hiçte umurumda değil soğuk ye .Yaaaa ben görselde ki gibi sonlansın istiyorum beraberliğimiz.Sen de lütfen biraz geçinmesi kolay  bir adam ol bir tanem ruhumu  yorma artık .

Fahriye Abla



Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla.!

Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya
Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın
Hala dağları karlı Erzincandamısın
Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda
Ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla

                                                                                          Ahmet Muhip Dranas

Su bardağım


Ne zaman evi dip köşe temizlemeğe kalksam bazı çekmecelerin önünden ayrılamıyorum .Hani temizlik ya ters yüz boşaltıp temizleyip yeniden yerleştireceğim ya öyle nesneler elime geliyor ki! Dalıyorum gidiyorum taa eskilere.Tıpkı az önce elime geçen incecik cam su bardağında olduğu gibi .

Bir zamanlar 6 taneydiniz sizler de diyerekten aldım su bardağını elime sen de benim gibi tek kaldın bu yeryüzünde gitti benim sevdiklerim gitti senin diğerlerin diye başladım su bardağınla dertleşmeye.

İlk geldiğin günü hatırlıyorum da o günün ertesi ben ilkokulabaşlayacaktım.
Alışverişe gittiydik annemlerle yanımızda da en samimi arkadaşı Müşerref teyze vardı.İşte seni şimdi rahmetli oldu Arnavut Bahattin amcanın dükkanından almışlardı.Bir üstünde de Muhittin amcanın dükkanı  vardı da  nedense Muhittin amcanın dükkanından pek alışveriş yapmazdı annemler.

Ya bir alt taraftaki Bekir Amcanın  şekerci dükkanına ne demeli?Ne güzel şekerlemelerdi onlar halkalı şekerler pembeli beyazlı enine çizgili şekerler nedense çok hoşuma giderdi.Şimdi sorsan  sevmem o şekerleri  gerçi görmüyorumda artık halkalı şekerleri .

Bak şekerci Bekir Amcanın eşi Ezel teyzede bıraktı bu dünyayı gitti :(Tıpkı annem gibi tıpkı babam gibi:(Onlar bir varmış bir yokmuşlar.

Ya sen sen  öylemisin ya ?Yere düşmedikçe kırılmadıkça kıyamete kadar dünya senin.Kıskandım seni desem annemin yadigarı tek kalanım canım bardağım gönül koyarmısın bana ?

Söyle desem,dilin olsa sen de kim bilir neler anlatırdın bana kıymetli bardağım?  
Allah Allah demek bir su bardağı ile de konuşabiliyormuş hasretlik çeken insan  .!! 

Üvercinka...


ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden 
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye 
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız 
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun 
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez 
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor 
Bütün kara parçalarında 
Afrika dahil 

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma 
Yatakta yatmayı bildiğin kadar 
Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler 
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının 
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde 
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor 
Bütün kara parçaları için 
Afrika dahil 

Senin bir havan var beni asıl saran o 
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak 
Sabahları acıktığı için haklı 
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel 
Bir çok çiçek adları gibi güzel 
En tanınmış kırmızılarla açan 
Bütün kara parçalarında 
Afrika dahil 

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü 
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez 
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek 
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar 
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar 
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar 
Bütün kara parçalarında 
Afrika dahil 

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası 
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki 
Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok 
Aklıma kadeh tutuşların geliyor 
Çiçek Pasajı'nda akşam üstleri 
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor 
Bütün kara parçalarında 
Afrika hariç değil 
                                                           Cemal Süreya

Minik Kız Çocuğu Tavuk Haşlarsa.

   
Küçük minik bir kız çocuğuyum .Yıllar önceydi annem,babam kuzenim ve ben bir aradaydık,ölüm gelip sevdiklerimi alıp gitmemişti.O günler güzel günlerdi. Özlemle ansam da aslında pek aklıma getirmek istemiyorum o günleri. Baktım hasretlikleri  ruhuma düştü düşüyor hemen bir odadan bir diğer odaya atıyorum kendimi. 

Ardımdan da kapıları gümmm çarparaktan tedbili mekanda gerçekten ferahlık oluyor. Canımı acıtıyor onlarsızlık:(Benim aklıma ne geldiydi ne anlatacaktım tuttum ne anlatıyorum? Hani anneyle ilgili ya ondandır.

Her neyse bir gün annem evde yok ,evde yemekte yok belki de var bilemiyorum ki geçmiş zaman.Belki de benim ve tavuğun başına gelecekler vardı. Buzdolabında bir bütün tavuk ki o zamanlar tavuklar zaten bütündü sonradan ne olduysa tavukları kollarından bacaklarından tuttuk ayırdık parçaladık.

Ahhhaa haaa yaaaa konuyu  dağıtmakta da üstüme yoktur:)
Tamam sağa sola sapmadan konudan ayrılmayacağım söz veriyorum.
Hemen  buzdolabından tavuğu aldım çok iri görünüyordu tavuk yada benim ellerim minicikti bilemedim.

Aldım odanın  ışık alan yanına ne kadar kılı tüyü  varsa tek tek temizledim. İçime de darallar gelmişti.Hiç unutmuyorum o zamanın tavukları da çok kıllı  tüylüydü :)İçine tıktıkları ciğer di,taşlıktı onları da çıkardım tavuğun içinden bir de ocakta tütsüledim .

 Yıkadım yuğdum su dolu tencereye koydum.Başladı su ısınmaya ve kaynamaya tuzunu da ilave ettim.Ooohhh annem gelince ne kadar sevinecek süpriz yapmış minik kızım bana diyecek diye hayaller kuruyorum.

Bir baktım tencereye piştikçe suyu yeşilimsi gibi bir renk almış Allah Allah n'oluyor ki filan derken  bir şeyler yanlış gidiyor  ama ne bilemiyorum ki.Hemen tencereden tavuğu kurtarmalıyım deyip iki elimde iki çatal,kaşık geçmiş gün ne olduğunu da pek hatırlamıyorum.Bacağına saplıyorum bacak ayrılıyor gövdeden.Kanadına doğru usulca elleşiyorum haşlanmış olduğundan pek nazenin olmuş bizim tavuk.

Eee sıcak olduğundan elimle de tutup çekemiyorum ki o yeşil suyun  içinden tavuk bana  ben  tavuğa bakışıyoruz.Görünce ne bilim daha ben  miniciğim  ki:)Yokkk kurtarma operasyonu başarısız geçtiğinden şimdi delilleri ortadan yok etmeli annem gelince görmesin tavuğun başına gelenleri.

Tanınmayacak haldeydi zavallım birde benden aldığı çatal darbelerinden vahimdi durumu parça pinçik etmişim.Tuttum yatak odasının kapısının arkasında ki dikiş makinesinin üstüne kondurdum sıcak tencereyi.Mobilyası pek fena olduydu sıcağı görünce.

Annem geldi yemek yedik oturduk falan  filan  yatacağız,yatak odasından bir ses bu neeeee bu  neee ben unutmuşum gitmişim tavuğu.Hay Allahım ya tam da yatacakken  şimdi azarlanma mı olur ki belki dayakta vardır işin ucunda diye hemen babamın arkasında aldıydım soluğu.

Hiç kıyamazdı bana hayatımda bir defa dövmüştü onda da haklıydı.Onu da bir başka zaman anlatırım.Annem kızım  bu ne bu tavuğa ne  olmuş böyle  ben anne bilmiyorum ki :(

Kızım sen bunu ödüyle mi pişirdin? Anne  öd ne ki?  O ödün  ne olduğunu öyle güzel öğrendiydim ki asla unutmadım.Bir daha ne zaman  tavuk   haşlayacak olsam önce içinden ödünü çıkartıyordum.Şimdiler de Allah'tan  tavukları temizleyip satıyorlar .Şimdikiler çok şanslılar:))

 Bende  şanslıydım dayak yiyeceğim derken  başımı okşayıp olsun  kızım öğrenmiş oldun dediydi annem :)  O zaman ki anneler de tokatı ne zaman atacaklar  hiç belli etmezler di :)

İstanbul...



Evin içinde bir oda, odada İstanbul

Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul 

Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul 
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul. 

                                                                                Ümit Yaşar  Oğuzcan


Kabak Tatlısı.

Merhabalar.
Bir kabak tatlısı fotoğrafı ki internette sosyal medyada izinsiz alıp kendi fotoğrafı çekmiş tatlıyı kendi yapmış gibi kullanmayan kalmadı.Bu kadar mı verilen emeğe saygısız bir toplum olduk.Bu kadar mı armut piş ağzıma düş hallerine büründük.Hele de bunu bu izinsiz alıp kendi sayfaların da kullananların bazıları şef olunca iyice pes yani diyorum.Madem bu kadar tembelsin  uğraşmak istemeyip başkasının emeğine saygısızlık yapıp hazıra konmak istiyorsun  o zaman yapma şeflik girme o mutfağa.Daha söylesem yazsam bir sürü sayfa tutar yazdıklarım.Bundan böyle nerede benim iznim dışında kullanılan bana ait fotoğraflarımı  görürsem ki linkimi dahi verseler asla kabul etmiyorum ve yasal olarak uğraşacağım bu tür emek hırsızlarıyla.Yeter artık buraya kadar sabır sabır nereye kadar.
Kabak Tatlısı:
Malzemeleri:
3 kilo bal kabağı
900 gram tozşeker
Kaymak
fındık,ceviz

Tarifi:
Yarın yazarım canım istemiyor şimdi.

Gel yanıma da yazalım artık nasıl ağızlara layık bir lezzete dönüştürürmüşüm seni Kabak iken tatlım olma vaktin geldi artık balım:))

Efendim büyükce bir tencereye eşimin dilimleyip soyduğu sonra bir daha dilimlediği kabakları not: kabağımız Görele kabağı pek güzel oluyor oranın kabakları ,güzelce yıkayıp tencereye bir sıra toz şeker bir sıra kabak dilimleri olarak dizdim .

Bunları geceden yaptığımdan sabaha kadar bu şekilde bıraktım kapağını da örttüm.Sabah kalktığım da ilk iş malum el yüz yıkanıp çay suyu da ocağa konduktan sonra hemen tencerenin kapağını açtım ki su salmış mı? İşte görmek istediğim buydu hemen ateşe  oturttum, önce harlı sonra da kısık ateşte kabak dilimleri yumuşayıncaya kadar pişirdim. 

Tahmini 1 saat kadar sürüyor.Soğuduktan sonra servis tabağına alıp isteğe göre fındık,ceviz veya kaymak ile servis edebilirsiniz.
Afiyet olsun.

Dalyan...



Çocukluğumun  anılarından biri  her sene mevsimin de kurulurdu dalyanlar.Ne  çok ilgimizi  çekerdi ,o direğin tepesinde gün boyu adım atmadan ne adımı ne atması uyuşan kramp giren ayakları bile sallayacak yeri yoktu ki. 

Salla  gitsin denize doğru ancak ona izin verirdi dalyan.
 Balıkların yolunu gözlemek Öylesine meşakketli bir meslektir  evine bir dilim ekmek götürmenin hazzı için  çekilir onca eziyetler .

Güneş bir yandan tepeni kavururken o günkü nevaleni bile bir gönül rahatlığı ile yiyememenin zorlukları yıldırmazdı seni.

Sene 2011 kalmasa da o eski balıklar yine de bir  iki tane de olsa kuruluyor dalyanlar.Eskisi gibi avlanan  Orkinoslar kaldırımlar da boy boy arzı endam etmese de olsun buna da şükür en azından şimdilik bol bol hamsilerimiz,istavritlerimiz var avlayabildiğimiz .

Gelecek yıllarda onlara da mahrum olacak yeni nesiller Troller ile denizin dibini kazıyan bebek balıkları yok edenler sizlersiniz sorumlusu, siz balık katilleri:( 

Uzaklar


Sen  kalk git ben birazda ben  oturayım,ben yaşayım .Şiişştt  hoppp sana diyorum orada oturmak ,olmak istediğim yerde oturan bayan kalk git ,sırada ben varım.

İşte istediğim yer .Buralar benim huzurum.Benim olsa.Gözlerimi kapasam kendimi dinlesem.Öyle bir an geldiğin de bağırsam,haykırsam seslerim ta karşılardan dönüp cevap verse bana.

Günü gece geceyi güne çevirsek dağlar tepeler sizlerle ben.Çok mu şey istiyorum ki çok mu ? Olsa ne olurdu? :(( Şu iki günlük yalan dünyada.

Zeytinyağlı Pırasa.

Merhabalar Sevgili Arkadaşlarım.
Malzemeleri :
Bir kilo pırasa
2/3adet havuç
Yarım çay bardağı  pirinç
Bir tatlı kaşığı tuz
Bir tatlı kaşığı şeker
Bir çay bardağı zeytin yağı
Üzerini örtecek miktar da su

Tarifi:
Pırasaları ve havuçları güzelce ayıklayalım,pırasaları verevine havuçları  da yuvarlak formatta doğrayalım.Ve  yıkayalım.

Kuşhaneye  pırasaları ,havuçları,pirinci, tuzunu ,şekerini ve zeytinyağını da koyalım üzerini iki parmak geçecek kadar su ilave edelim ve ocağa koyalım.

Önce harlı ateşte bir taşım kaynatalım sonra ateşin altını kısalım ağır ağır pişsinler.Pirincler yumuşadıysa tamamdır ocağın altını kapatalım.

Kendi tenceresinde soğuduktan servis tabağına alalım .Yerken üzerine limon sıkmayı unutmayalım.
Afiyet olsun.

Sigara



Elimde bir sigara.Bir o yanar bir de ben.Düşmüşüm dört duvara.Bir o susar bir de ben.

                                                                Ahmet Selçuk İlkkan 
                                                                                                                                    

Güzellik.

Geçen sene gittiğim Giresun Görele'deki Sis Dağı Şenliklerinde görünce dayanamayıp fotoğrafını
çektiğim şirin mi şirin kız çocuğu.
Güzelliğin ta kendisi

Kıymetlim

Canım,ruhum ve en kıymetlim Mehbup'um.İyi ki seni tanımışım,iyi ki hayatımdasın.Seni çok seviyorum hassas,sevgi dolu arkadaşım.Ben neler diyeceğimi bilemiyorum.O kadar mükemmel o kadar harika birisin ki yüreğin de kendin gibi pırlanta canım.Bloğuma yaptığın katkılardan dolayı öylesine mutluyum ki çocuklar gibiyim.Yanımda olsan seni böyle sarılıp koklarken içime sokasım geliyor da ahh ahh yollar uzak mesafeler  uzak balım:(
Canım sana çok teşekkür ediyorum ve istiyorum ki hep birbirimizin  hayatında olalım.Ölene kadar da sürsün arkadaşlığımız. 
Ve aşağıda ki Bekir Sıtkı Sezgin'in güzel şiirini sana armağan ediyorum..
Su da ayak izleri
Önce bir deniz düşer aklıma.
Masmavi bir şarkı  başlar derinden.
Sonra yosun kokan ıslak bir rüzgar;
Saf saf,serin serin gelir.
Rüzgarda lirik fısıltılar,
Rüzgarda ilkbahar sahillerinden,
Müjdeler taşıyan sözlerin gelir.
Açılır hayale kıvrak bir yelken,
Çözülür dolaşır mısralar bir bir.
Ve sen gelirsin uzaklardan sen;
Hani o en yitik efsanelerden.
Ta ruhuma gülen gözlerin gelir
Çocuksu bir umut karışır tuza,
Tüm katı gerçekler çözülür,erir.
Kıyıdan bir gölge uzar sonsuza.
Yasaklar,incecik bir geçit verir;
Üzerinden ürkek,belli belirsiz.
Üzerinden kaçak yakamozlarla,
Bana doğru ayak izlerin gelir.

                                                                      Bekir Sıtkı Sezgin......





                           

Pembelim...

Bugün bir geç uyandım ki şaştım kaldım kendime hatta saate baktım aaa saat onu on geçiyor.Hiii hiihiii  bir saat daha  uyuyayım ben deyip bir daha duvardaki saate göz atmamla irkildim ahhh haa haa yok olamaz saat ikiye on olamaz.Mutlaka pili bitti geceden durdu kaldı dinleniyor dedim dedim ama  içime de acabalar düştü.Kalktım telefonun saatine baktım ki pis saat doğruymuş:))

Nasıl dönendim durdum odanın ortasında el yüz yıkayıp çayı oturttum ocağa geçtim.Netin başına özlediklerimle özlem gidermeliyim canlarımla hoşsohbetler ettim .Merak etmiş özlemiş canlarım beni,seviyorum çok seviyorum sizleri. Ohhh keyifle çayımı yudumladım .Seviyorum onları onlar benim bir tanelerim canlarım.

Akşamdan banyoyu tertemiz yapacaktım amannnn boşver dedim.Bugün semt pazarımız var gidim bir sürü taze sebzeler alayım.Bir gün öncesi de duydum pırasa,ıspanak pek bir değerlenmiş 8.00 liralara fırlamışlar.Püüü
 olsun napim alacağım kaçarı yok:( Günah bu millete bize günah alt tarafı ot yahu bunlar:((

Bir tembelliğim üstümde ki acaba geç uyanmalarımın  etkisi olabilir mi ?Üstümü değiştirmeden gitsem ne olur ki zaten hava buz gibi arada yağmurlar yağıyor kim görecek ki beni diye aldım üstüme kabanımı ilikledim bir güzel üst tarafımı kamufle ettim.Görünmüyor da ayhh ayyyhhh alttaki pembe eşofmanımın altı pek bir komik görünüyor.

Durdum düşündüm üşendim ,telefon çaldı Zeynom Sema'ya gideceğiz çaya gel aaaa ne güzel tamam pazar dönüşü uğrarım okeyy .Çıktım kapıdan yolumun üstünde Semacıma uğradım hemen dönerim çaya bekleyin beni gelecem .

Sema ve kızı böyle mi gidiyorsum ?Ayyy demeyin yahuuu kim görecek iki dakikada gider gelirim  güldüler bana ya bi gidin ya  diyerek uzaklaştım:)

Allah'ım Allah'ım bütün tanıdıklarımın dörtte ikisini gördüm selamlaştık hal hatır sorduk.Bana neden önce aşağımdan doğru bakıyorsunuz diyorum içimden daha karşıdan gelirlerken görüyorum o hınzır alaycı bakışlarını. 

Ama  ne onlar ne de ben de hiç tıkkk yok demişlerdir kadın kendinde değil herhalde:)) Deseler bana derim onlara aaa haberiniz yok mu pembe eşofmanlar bu sene  çok moda:))

Artık olan oldu ayağımdaki lastik çizmelerim de aksesurımı tamamlıyordu yeminle ben bugün  pek bir hoş olduydum yaşasın yine de kendi  istediğimi yaptım kim ne derse desin:)

Pazar işlerimi hallettim hiç dolaşmadım tek bir tezgahtan çarçabuk aldım çıktım Sema'ya gidiyorum yaşasın:))Doğruca içeri bir girdim ki aman Allah'ım misssler gibi tarçınlı kek kokusu ölürüm ölürüm bir de beşamel soslu karnabahar ehh ona da bayılırım .

Artık eve dönüş vakti , geldim şimdi mutfaktayım.Ocaklar faal çok faaller ıspanak,zeytin yağlı pırasa,ve kabak havuç karışık salatası yapıyorum bir yandan da sarımsakları ayıklıyorum.Az kaldı camdan fırlatacağım ne inat ne soyulması zormuş sarımsakların bileydim suya koyardım onları:)

Bugünümün saatleri ki çoğu da uykuda geçti :)Pembe Eşofmanlarım  çok seviyorum sizi sıcacık tutuyorsunuz beni kim ne derse desin :)

Not:Unuttum yazmaya ev de ıspanakları pişirirken aklıma geldi ,Semalarla otururken boşa vakit geçmesin diye ıspanaklarımı güzelce ayıklayıp doğrayım istedim ve yaptımda hatta bana yardım etmek için bıçak aldılar ellerine ben fena oldum.Yoooo siz yormayın kendinizi ben beş dakikada hallederim deyince yutmadılar mazaretimi biliyorlar huyumu ,huysuzluğumu o ıspanak yapraklarının  önüne arkasına tek tek bakar tekrardan elime toplar öyle keserim ben.

Çok huysuzum bu konuda gitti bunlar mutfakta dır dır konuşuyorlar ben de salondan laf yetiştiriyorum ne söyleniyorsunuz sussanıza beni de böyle kabul ediverin diye:))

Kalktım yetmezmiş gibi işte o yüzden herkesler de ıspanaklı otlu şeyler yiyemiyorum mecbur kalıp yiyince de onlar da beni yiyor  dedim ki bir baktım hepsi suratıma bakıyor şaşkın bu ne diyor ifadesi ile, ee yani şey  filan kem küm  durumu kurtaramadım sustum sustuk hep bir ağızdan :))

Bilmem sizler de benim gibi huysuzmusunuz bu konuda ?Evet mi? o  zaman sizle beraber yiyebilirim otları ,ıspanakları :))

Etli Kara Lahana Dolması...


Malzemeleri:

Bir kilo kara lahana
Yarım kilo kıyma
Bir su bardağı pirinç
İki orta boy soğan
birer tatlı kaşığı 
karabiber
kırmızı pul biber 
 kuru nane
Bir çorba kaşığı biber salçası
Bir tatlı kaşığı tuz
Yarım çay bardağı margarin

Yapılışı:

Kara lahanaları alacak büyüklükte bir tencereye su koyup kaynatalım.Temizleyip yıkadığımız k.lahanaları kaynar suya atıp fazla eritmeden hafif diri kalacak şekilde haşlayıp süzgüye alalım,süzülsünler.Diğer yanda soğanları rendeleyelim, pirinçleri yıkayıp süzelim.

 Hepsini bir tasa koyalım. Tuzunu ,baharatlarını,salçasını kıymayı da ilave edelim güzelce harmanlayalım.Hatta elimizle  usulca karıştırıp birbirleri ile kaynaştıralım elimizin lezzetini de alsınlar.Soğuyan k.lahanaların her birini teker teker düz bir tabağa serelim ,  damarlı kısmı içe gelsin.

Üzerlerine birer yemek kaşığı kıymalı iç malzemesinden koyup saralım.Büyükçe bir tencereye hatta varsa kuşaneye sıralayalım.Önce tencerenin dibini örtecek şekilde avara lahanalardan serelim .Üzerlerine de sarmalarımızı yerleştirdikten sonra biraz tereyağı koyup üzerlerini büyükçe düz bir tabakla kapatalım.

Ocağa alalım önce harlı ateşte bir taşım kaynatıp sonrasında ateşin ısısını kısığa getirelim .Ağır ağır pişe dursunlar bizler de bu arada istersek cacık yapalım .Pişmeleri yaklaşık yarım saat kadar süren  sarmalarımızı pirinçlerine bakarak kontrol edelim.Pirinçler yumuşadıysa pişme işlemini tamamlamıştır deyip ocağımızı kapatalım tamamdır .

Afiyet Olsun.




Tuba dalının hiç bitmeyen gülü..

O an gelecek nefes duracak .Elveda yaşanmışlıklara deyip yeni bir uzun yola hazırlayacaklar ruhumu.
Düşünüyorum bazı geceler ölüm nedir,nasıldır, neden korkutulduk ölümle bu kadar bizler?:((
Öyle anlar yaşıyorum ki ölecektim madem  dünyaya gelmeseydim ben, bu sızlanmalarım dünya
 hayatını çok sevdiğimden değil inan değil.
Korkuyor,ürperiyorum  öbür sahici denilen dünyadan ,sokakta oynayıp ta yaramazlık yapan
çocuğun annesinden korktuğu gibi korkuyorum.
Bunlar nereden mi aklıma geldi ?Hiç unutmuyorum ki demin evinin kapısına helallık almak için
 getirildi taze bir ruh eller üzerindeydi yaşlı bedeni,usulca bıraktılar iki sandalye mesafesine
Hoca toplanmış ürkek bakışlardan helallık aldı ve dönüşü olmayan yola çıkıldı hep beraber:(
Ölüm varlığın son bulduğu nokta,yokluğun yok olduğu son nokta:(
Ölüm sen tuba dalının hiç bitmeyen gülüsün.
Ölüm  sen de öl.

                                                           Alıntı...

Ağaçım...


AĞACIM

Mahallemizde

Senden başka ağaç olsaydı
Seni bu kadar sevmezdim.

Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.

Güzel ağacım!

Sen kuruduğun zaman
Biz de inşallah
Başka mahalleye taşınmış oluruz.
                                                                                Orhan Veli Kanık



Öp Beni Dudağımdan Çocukluğum.

Öp beni dudağımdan çocukluğum. 
Çekin beni,içinize.
Dönmek istiyorum,kesme taştan sokaklarıma.
Kırmızı rugan pabuçlarımla.
Oynamak istiyorum;çizgileri
Yakan topu,saklambaçı
Yağan yağmur da,molla potik’i 
Ve de sek seki.
İstiyorum,iple atlamayı.
Salıncağım da sallanmayı
Yine kıskanmak istiyorum
Arkadaşlarımı,

Oyuncak bebeklerini.

Özlemişim o kırmızı ojelerimi.

Kınaları sürerdim.

Ne güzel yakışırdı, 

O beyaz ellerime.

Giyinmek istiyorum,yeniden

Karpuz kollu,kısa yeşil elbisemi.

Nasıl nasıl özlemişim,bilemezsiniz.

Kucağım da bez bebeğimle

Basamaklar da oturmayı.

Her pazar,çalınırdı,

Duvarda ki radyomuz. 

Maçları dinlerdik saatlerce.

Arkası yarınları, 

Yurttan sesler korosunu.

Çocukluk şarkımdı,benim.

“ Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım”

O gün ki şarkılar, 

Şimdiler de “nostaljiler.” 

Ne güzeldi,okulum.

Siyah önlüğüm vardı.

Ve siyah çantam. 

Bebe yakalığım,kelebek kurdelem,

Kitaplarım. 

Kareli,çizgili defterlerim,

En çok sevdiğim de saman kâğıdından,

Matematik defterim.

Abaküsüm vardı,üç renkli. 

Tahtadan,kalem kutum,

Ve keçe kalemlerim.

Kokulu silgilerim.

Bir sinimiz vardı,kocaman,

Yerde yerdik yemeğimizi.

Koparırken ekmeği nasıl da oynaşırdık 

Ne kadar mutluydum ben.!

Ahh ne güzeldi o günlerim.!

Ne kadar,masumduk.!

Şimdi öyle mi.?

Çok yalnızım,

Çok da mutsuz.

“Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar”gibi

Yalancı hayatları,yalancı sevgileri

Kalp kırıklığın da gözyaşlarımla uğurladım

Gelip geçti hayatımdan

Çok şeyler götürdü zaman

Hepsi içimde birer ukde.

Yaşamak zor olsa da yaşıyor insan.

Hayatlar küçük, 

Hayatlar kocaman

Tutunmuşsam hayata

Yaşama sebebim sensin,

Sadece sen. 

Bir nefesinle hayat veren

İki heceli yâren.



                                    Gülesen Sancar